nüfusu nedeniyle aslanlara yem edilecek bursa travestileri

bursa travestileri

bursa travestileri

Kopenhag Hayvanat Bahçesi`nin “Marius`un yarın hayattaki son günü olacağı yönündeki açıklaması, hayvan severleri üzdü

Zürafalardan 1,5 yaşındaki Marius`un önce uyuşturulacağını ardından da öldürülerek hayvanat bahçesindeki aslan, kaplan ve leoparlara yem edileceğini duyuran yetkililer, bu işlemin pazar sabahı yapılacağını ve sonraki işlemleri ziyaretçilerin de izleyebileceğini açıkladı

Halen hayvanat bahçesinde 8 zürafa olduğunu vurgulayan yetkililer, yer bulmakta zorlandıkarı zürafa Marius`u birlikte çalıştıkları Avrupa`daki diğer hayvanat bahçelerine teklif ettiklerini ancak olumlu yanıt alamadıklarını söylediler.bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti ilan kanalı

Öte yandan hayvanat bahçesinin aldığı bu karar, hayvan severleri üzdü. Sosyal medyada tepkisini dile getiren hayvan severler Marius`un yaşama hakkının elinden alınmasına tepkili. İnternette gruplar oluşturan ve imza toplayan hayvan severler Marius`un öldürülmesine karşı çıkıyor ve kararın geri alınması istiyor.

Bu arada hayvanat bahçesini ziyaret edenler, zürafa Marius`a özel ilgi gösteriyor. Hafta sonu yoğunlaşan ziyaretler sırasında yüksek ahırlarından çıkan zürafalar da ziyaretçilere adeta poz veriyor


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Sperm sayısı – kalitesini arttırın! bursa travestileri

bursa travestileri

bursa travestileri

1. Kuşkonmaz

Bu ufak yeşil sebze bol miktarda C vitamini içerir. C vitamini spermlerin oksitlenmesini engeller ve testislerdeki hücreleri korur. Ayrıca C vitamini serbest radikalleri engellediğinden vücudunuz hastalıklarla uğraşmak yerine sperm üretimine odaklanabilir

2. Avokado

E ve B6 vitamini ile bol miktarda folik asit içeren avokado spermlerin yumurtaya nüfuz ederken daha güçlü olmasını sağlar.

3. Muz

Muzun içerisinde bulunan nadir bir enzim seks hormonlarını düzenler.Ayrıca B1, A ve C vitamini ihtiva ettiği için vücudun sperm üretmesini destekler.

4. Kırmızı et

Bol miktarda çinko içeren kırmızı et bu sayede spermlerin dayanıklılığını arttırır.

5. Siyah çikolata

Siyah çikolatanın sperm sayısını 2 katına çıkaran bir aminoasit içerdiği bilinmektedir. Her gün düzenli olarak az miktarda siyah çikolata yiyen erkeklerin daha güçlü orgazm yaşadığı da öne sürülmektedir

6. Sarımsak

Sarımsak kan akışını hızlandırır. İçeriğindeki “allicin” maddesi cinsel organlara giden kan akışını da hızlandırır ve sperm kalitesini arttırır

7. Ginseng

Ginsengin libidoyu, cinsel performansı ve testislere kan akışını desteklediği bilinmektedir. Sertleşme bozukluğu sorunu olan 45 erkek ile yapılan araştırmalarda, 16 hafta boyunca ginseng içeren beslenme sonucunda erkeklerin %60′ında sertleşme sorununun azaldığı gözlemlenmiştir.

8. İstiridye

İstiridyenin afrodizyak etkisi olduğu bilinmektedir. Çinko deposu bu deniz canlısı aynı zamanda sperm sayısını da arttırır. İstiridyenin sperm üretimini arttırırken spermdeki hasarı tedavi ettiği de bilinmektedir.

9. Nar

Süper yiyecekler arasında sayılan narın neredeyse her şeye iyi geldiğini biliyoruz. Peki, narın içerisindeki maddelerin spermleri güçlendirdiğini biliyor muydunuz?

10. Ceviz

Cevizin içerisindeki arganin maddesi sperm üretimini destekler ve semen hacmini de arttırır. Ayrıca Omega-3 deposu olan bu yiyecek penise kan akışını da hızlandırır.

bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti ilan kanalı


Posted in altıparmak travestileri, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Travesti ile transseksüelin satırlı kavgası! bursa travestileri

bursa travestileri

bursa travestileri

Travesti ile transseksüelin satırlı kavgası!

 

Bursa’da cinsiyet değiştiren ve transseksüel Öykü Evren Özen, eşinin aşk yaşadığını öne sürdüğü ‘Begüm’ takma adlı travesti Ali Nizam Korkmaz ile dün akşam önce tartıştı, sonra kavga etti

 

Bursada, kısa adı ’Gökkuşağı’ olan bursa travestileri, transseksuelleri Gayleri ve Lezbiyenleri Koruma Yardımlaşma ve Kültürel Etkinlikleri Geliştirme Derneği’nin Başkanlığını yapan Bursa Travesti, Travesti Bursa, Bursa Travestileri, TravestiÖykü Evren Özen, 2006 yılının kasım ayında, bankadan kredi çekerek 15 bin TL’ye Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ameliyatla kadın oldu. ’Ömer’ olan adını ’Öykü’ olarak değiştiren Özen, pembe nüfus cüzdanı aldı. Öykü Evren Özen ameliyat sonrası 7 Temmuz 2007 tarihinde, 12 yıllık sevgisi Mehmet Özen ile travesti arkadaşlarının katıldığı düğünle evlendi.

KISKANÇLIK NEDENİYLE İNTİHARA KALKIŞMIŞTI

Eşini kıskanması ile tanınan ve bu nedenle bir kez intihara kalkışan Öykü Evren Özen, bir süre önce eşinin kendisini, ’Begüm’ takma adlı travesti Ali Nizam Korkmaz ile aldattığını öğrenince, iddiaya göre Korkmaz’ı ölümle tehdit etti. Bunun üzerine hakkında ceza davası açılan Öykü Evren Özen beraat etti. İddiaya göre AIDSL’li olan E.B isimli travesti arkadaşı ile Arap Parkı’nda oturan Özen, bu sırada yanlarından geçen, eşinin aşk yaşadığı öne sürülen Korkmaz ile tartışmaya başladı. Küfürleşme sonrası kavgaayaa dönüşen olayda iddiaya göre çantasındaki sttırını çıkartan Korkmaz, kavga ettiği Özen ile olayı ayırmak isteyen E.B. isimli travestiyi yaraladı. Hastaneye giden ve ayakta tedavi olan Özen ile E.B. taburcu edildi. Öykü Evren Özen’in Çarşı Polis Merkezi’ne şikayet etmesi üzerine Ali Nizam Korkmaz gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturmaya Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nca başlandı.


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Canım Bursam, Canım Bursalı kardeşlerim

bursa travestileri

bursa travestileri

Bu kent yakın bir zamana kadar Türkiye’nin en güzel kenti sayılırdı. Türkiye’nin ilk Avrupa Kenti ünvanı Bursa’ya gelmişti.

Son dönemlerde Belediye Başkanlığı yapmış çok değerli insanlar: Sayın Erdem Saker Beyefendi, Sayın Erdoğan Bilenser Beyefendi, genç yaşta kaybettiğimiz Rahmetli Hikmet Şahin Beyefendi ve Sayın Recep Altepe Beyefendi; ellerinden geleni yaptılar. Hepsine katkıları için teşekkürler ediyoruz.

Bir siyasi tartışma malzemesi olarak değil, Bursalı olmaktan gurur duyan bir vatandaş olarak soruyorum: Hemşehrilerim biz nerede yanlış yaptık? Osman Gazi Atamızın hayali, Orhan Gazi Atamızın hediyesi, Atatürkümüzün “bolluk ve mutluluk memleketi”dediği bu kutlu şehir nasıl oldu da beton yığını haline geldi? Bursa Travesti, Travesti Bursa, Bursa Travestileri, Travesti …

Merinos Fabrikası’nın alanı, kentin yeşil ihtiyacını karşılayacak bir vahaydı. Orayı niye bina doldurduk? O binaları örneğin Yıldırım’da yapsaydık, Yıldırım bir çekim merkezi haline gelir, Yıldırımlı esnaf ve vatandaşlarımız kazançlı çıkardı. Merinos Parkı ve Kültürpark, Londra,New York örnekleri gibi, duvarsız açık bir orman parkı olsaydı, Küplüpınar ve Soğanlıköy bölgesinin huzuru ve rant değeri 10 misli artmaz mıydı? Bölge yeşil alan olunca, boydan boya kilitlenen trafik azalmaz mıydı?

Stadyumu şehir merkezinden taşıyacağız deyip, neden iki adım öteye; Nilüfer ve kent merkezi arasındaki kılcal damarın kıyısına taşıdık? Yarın orada maç olduğunda, hastası olan hastaneye, işi olan işe yetişemeyecek; Mudanya’ya pikniğe giden vatandaşlar bütün günlerini yolda geçirecekler. Bunu bir ilkokul çocuğu bile akıl edebilecekken biz niye edemedik?

Ata yadigarı eski Bursamızı, Ulu Camimizi, hanlarımızı, çarşılarımızı gölgeleyen, eski Sovyetler Birliği tarzı o ucube binalar; Başbakanımızı bile kızdırmadı mı? Sayın Başbakanımız bile bu kararın altında imzası olanları azarlamadı mı? Ben bir Bursa sevdalısı olarak, Fomara’dan yukarıya bakamıyorum. Bu kenti sevip de, içi kan ağlamadan o binalara bakabilen bir kişi var mı?

Bursa Evliya Çelebi’nin “su şehri”diye anlattığı bir kent.

O suyla Türkiye’nin en iyi su markaları yapılıyor, en güzel gazozları, en nefis ayranları üretiliyor. Peki biz neden Marmara’nın en pahalı suyunu kullanıyoruz? Su neden bu kadar pahalı bu kentte? Doğalgaz neden bu kadar pahalı? Ulaşım neden bu kadar pahalı?

Bursa’nın bir ucundan bir ucuna, toplu taşımayla bile 2 saatte ulaşılıyorsa; bu hepimizin sorunu değil mi? Bu işte bir yanlışlık yok mu?

Her ilçemiz altın değerindedir bizim. İnegöl’den, Gemlik’e; Karacabey’den Yenişehir’e; Mustafakemalpaşa’dan Orhangazi’ye kadar hepsi. Kimi Hollanda gibi organik tarımda, kimi İtalya gibi endüstriyel tasarımda başkent olacak potansiyele sahipken; bu potansiyelleri niye yeterince kullanamadık?

Bursa eskiden Rock Şehri diye anılırdı. Sinema ve tiyatro etkinliklerimiz eşsizdi. Bütün Türkiye bizim festivallerimizi örnek alırdı. Sanatçılar, gençler; Bursa’dan göç etmeyi bir yana bırakın; İstanbul’dan, Ankara’dan Bursa’ya göç ederdi. Ne oldu bu özgürlükler kentine? Ne oldu Karagöz ve Hacivat atalarımızdan miras o eşsiz mizah, sanat, eğlence anlayışımıza? Özgürlük olmayan yerde, bilim olur mu, kültür olur mu, cazibe merkezi olur mu? Özgürlük olmayan bir kentte bolluk, bereket olur mu?


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Mhp ye neden saldırdılar – travesti bursa

Mhp ye neden saldırdılar

Seçimler yaklaştıkça karanlık odakların da adım
adım uygulayacakları programlar netleşmeye başlıyor.

Esas itibariyle
ekonomi üzerinde planlı çalıştıkları belli olan ve bu konuda da ciddi başarılar
elde eden karanlık odaklar belli ki hiçbir alanı boş bırakmamışlar. Her alanda
yapılacak saldırılarını planlamışlar ve seçime yaklaştıkça
uygulamaya koyuyorlar.

Cumhuriyet Tarihi boyunca, ne yazık ki, ülkemizde
zihniyet değişimleri hep kanlı olmuştur. Değişim ve dönüşümler hangi yönde
olursa olsun ülke sınırlarının kendi içinde ve makul demokratik yöntemlerle
olmadı, olamadı. Son on yılı hariç tutarsak seksen yıl boyunca bu hep böyle
oldu.

Dışarıda kurgulanan “ihanet planları” ve yine ne yazık ki içeriden
çok fazla taraftar buldu ve birlikte uygulandı. Bugün de bu ihanet planı
çerçevesinde uygulamaya koyuldular ve içimden hep “inşallah olmaz” ama olacaksa
ne zaman” diye geçirdiğim oldu; MHP’ ye saldırdılar.

MHP’ nin İstanbul
Esenyurt’ta ki ilçe seçim koordinasyon merkezinin açılışında, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Rasim Acar kurdelayı keserken saldırdılar ve
Ortadoğu Gazetesi Foto Muhabiri Cengiz Akyıldız göğsünden vuruldu ve hayatını
kaybetti.

Cengiz Bey’ in dışında beş kişi de yaralandı. Bu saldırıyı
yapanları ve özellikle arkasındaki sefil zihniyeti lanetliyor, Cengiz Bey’e
rahmet, ailesine başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum.

Peki
Neden?

1 – İlk akla gelen, MHP’ yi sokağa çekmek. Bana kalırsa asıl amaç
bu değil. Çünkü, bu karanlık planın mimarları MHP’yi sokağa dökmenin eskisi
kadar kolay olmadığını biliyor olmalılar. Nitekim, hem Genel Başkan Devlet
Bahçeli’ nin hem de diğer MHP yetkililerinin açıklamalarına bakınca MHP’ nin
sokak konusunda artık ne kadar “hassas” olduklarını herkes
biliyor.

Karmaşa çıkarmayı umanlar MHP’nin idari kadrolarına, özellikle
Devlet Bahçeli’ye rağmen karanlık proje mimarlarının çıkarlarına hizmet edecek
genç ülkücü insanların sabrını zorlar, sokağa çıkarırlar mı? Olabilir, ama bu da
küçük bir ihtimal.

Fakat ;

2 – Ülkücüleri sokağa dökmek ve birinci
derecede amaçları kargaşa çıkarmak
ise -ki bu da onların işine yarar-
ülkücülerin yerine kendileri bunu yaparlar. Muhtemelen BDP parti binaları hedef
alınarak istedikleri eylemleri gerçekleştirebilirler ve kargaşa çıkarırlar.
Fakat esas amacın yani birinci derecede amacın bu olduğuna da ihtimal
vermiyorum.

3 – Diğer taraftan bu saldırının gerçekleşmiş olması,
emniyette yapılan atama ve tayinlerin güvenlik zafiyeti doğurduğunu öteden beri
iddia edenlerin ekmeğine yağ sürülmüş olmasıdır.

Fakat ben ise, MHP’ye
yapılan bu saldırının asıl amacının AK PARTİ ve İstanbul seçimlerine karşı
olduğunu düşünüyorum.

Nasıl mı?

Hepimiz şunları
biliyoruz;

a) AK PARTİ İstanbul’u kaybederse onarılamayacak derecede
büyük bir yara alır.

b) İstanbul’un rant çıtası çok yüksek olduğu için
İstanbul sermayesi açısından birinci derecede önem taşımaktadır. Sadece bu
şehrin Büyükşehir Belediye Başkanının değişmesi bile TÜSİAD sermayedarları
açısından neredeyse Türkiye’nin kazanımına yakın bir rahatlama
sağlayacaktır.

Bu sebeple Sarıgül’ün CHP’ ye geçişi konusunda uzun
zamandır hem Sarıgül hem de CHP yönetimini ikna edecek uzun ve önemli çalışmalar
yaptılar.

Mesela aday adayı olduğunu açıklayan ve biraz da direniyor
gibi görünen Gürsel Tekin’den son günlerde tek bir söz duydunuz mu? Öyle ise onu
Kılıçdaroğlu mu ikna etti sanıyorsunuz ? Bence, ne Kılıçdaroğlu’ nun liderlik
karizması ne de yönetimden bir başkalarının ricası Gürsel Tekin’ i iddialarından
vazgeçiremezdi.

Peki CHP’nin ulusalcılarını ve Gürsel Tekin’i ikna
edenler sadece Sarıgül’ün aday olmasını sağlayıp geriye mi
çekildiler?

Hayır.

Sizi temin ederim ki Sarıgül’ü aday yapan
ulusal ve uluslararası konsorsiyum başka tedbirler de aldılar.

İşte bu
tedbirlerden bir tanesi de MHP’den AK PARTİ’ye kayabilecek, muhtemel oyların
önüne geçmektir. Saldırının asıl amacı da budur.

Çünkü, özellikle Hatay
ve Adana’daki TIR’ların durdurulması, bu TIR’ların Türkmenlere yardım
götürdüğünün açıklanması ülkücü camiada büyük bir infial oluşturdu.

Yakın
ve uzak çevremden de şahit olduğum bu infial neticesinde ülkücü kesim hükümete
ve Başbakan’a sempati ile bakmaya başladılar.
bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti ilan kanalı
İstanbul’da iddialı
olmadıklarını da dikkate aldığımızda bu sempatinin oy’a dönüşmesi kadar doğal
bir şey yoktur. Fakat – Allah korusun – bu ve benzeri birkaç saldırı sonucunda
MHP ve ülkücülerden AK PARTİ’ye kayacak muhtemel oyların önüne geçilmiş
olacaktır.

Sahiplenme duygusu ve öfkenin ağır basacak olması sonucunda,
oylar tekrar kendi partilerine dönecektir.


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Türkiye’yi Erdoğan’dan kurtaracak ittifak! bursa travesti

 

İsrail aşırı sağına ve Neocon ırkçılara çalışan Morton Abramowitz, Eric Edelman ve Blaise Misztal, Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı çirkin bir kampanya başlattı. The Washington Post gazetesinde açıkça ‘Türkiye’de rejim değişikliği’ çağrısı yaptılar.

 

ABD yönetimine Erdoğan’ın devrilmesi için çağrı yapan bu kişiler, Türkiye Başbakanı’nı despot, ‘ABD ve Türkiye için tehdit’ gösterdi. NATO müttefiki ‘Türkiye’yi Erdoğan’dan kurtarma’ çağrısı yaptı.

 

Gözlerini kan bürümüş, işgaller, iç savaşlar, kitlesel katliamlar, etnik ve mezhep çatışmalarıyla Fas’tan Güney Asya’ya uzanan coğrafyada büyük bir yıkım projesi uygulamış bir çevrenin uzantısı olan bu kişilerin tam da bugünlerde böyle bir yazı kaleme alması özellikle dikkat çekici.

 

2003 yılından bu yana Türkiye için bir çok darbe senaryosunu besleyen, iç savaş tehditleri yapan, Taksim’de bombalar patlatmayı senaryolaştıran, Alevi-Sünni çatışmaları çıkarmak isteyen, Türkiye’nin yeniden diz çöktürülüp yönetilebilir hale getirilmesi için her türlü kirli senaryoyu uygulayan bu çevreler, öyle görünüyor ki, AK Parti-Cemaat çatışması üzerinden yeni bir senaryoyu devreye sokmuş.

 

Ama yeni cümleleri yok. 2003 yılından beri aynı cümleleri kullanıyorlar. Erdoğan’a, Türkiye’nin Başbakanı’na ağır küfürler, hakaretler ediyorlar. Onu ABD için ‘El Kaide’den daha büyük tehdit’ ilan ediyorlar. Neredeyse ‘ortadan kaldırılması’ işareti veriyorlar.

 

Mesele bu üç ismin yazdığı yazı değil. Bu yazı ve tavır, Neocon-İsrail aşırı sağının oluşturduğu ittifakın sadece bir yansıması. Söz konusu ittifakın, daha önce hangi isimler üzerinden neler yazdığını neredeyse günlükler şeklinde bu köşede aktardım. Daha önce aktardıklarımla bugün yeniden yazmaya başladıkları şeylerin aynı olması, hemen hemen aynı cümleleri kurup aynı suçlamaları yöneltmeleri, aynı pervasızlığı sürdürmeleri nasıl açıklanabilir?

bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti ilan kanalı

Bir süre sonra on yıldır yazan isimlerin hepsi ortaya dökülecek ve Batı medyasında ardı ardına Türkiye karşıtı yazılar döşenecekler. Kimlerin ne yazacağını şu an neredeyse ezbere biliyorum. Onları çok iyi tanıyorum çünkü. Türkiye’de kimlerle ortaklık kurduklarını, kimler tarafından finanse edildiklerini, o yazıları kimlerin sipariş ettiğini biliyorum.

 

Önceden AK Parti iktidarına karşı mevzilenen ulusalcı/darbeci çevrelerle organize hareket eden bu ittifak şimdi ortak mı değiştirdi? Erdoğan’ı devirmek için bu sefer Cemaat’i mi ortak düşünüyor? Ya da Cemaat-AK parti çatışmasını fırsat olarak mı kullanıyor? Nasıl oluyor da, aynı çevreler, Türkiye içi bir meselede böyle organize harekete geçebiliyor? Ortada bizim henüz detaylarını göremediğimiz yeni bir koalisyon, ittifak mı şekillendi?

 

Bugün Abramowitz, Edelman gibi isimler söz konusu yazıyı yazmış olabilir. Ama başkaları da var. Yakında onlardan da kampanyanın ateşini besleyecek yazılar bekliyoruz. Göreceksiniz ABD ve Avrupa medyasındaki hemen bütün neocon ve İsrail aşırı sağına mensup gazeteciler yakında koroya katılacak, Erdoğan’a ve hükümete karşı histerik saldırılara başlayacak.

 

TÜRKİYE’DE İÇ SAVAŞ ÇIKARTACAKLARDI

 

Bunların daha önce neler yaptıklarını hatırlayalım. Bugün olanların aynısı, yazılanların aynısı, kampanyanın aynısı Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de yaşandı. Michael Rubin 2007 Şubat ayında ‘Will Turkey have an Islamic President’ başlıklı yazısında; Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin ‘son elli yılın en önemli seçimleri’ olduğunu iddia ederek, ekonomiye yeşil sermaye akışı kesilirse ‘Türkiye’nin 2001 yılından daha büyük bir krize yuvarlanacağı’ kehanetinde bulunmuştu. Erdoğan’ın uyarıları dikkate almaması halinde ‘sokaklarda tankların dolaşmayacağını ancak sokak gösterileriyle birlikte siyasal ve yargısal sürecin işletileceğini’ söylüyordu.

 

2006′da Newsweek dergisinde ‘Türkiye’de darbe ihtimali yüzde elli’ diyen Zeyno Baran’a atıfta bulunan Rubin, sivil kuruluşların Erdoğan hükümetine karşı harekete geçeceğini iddia ediyor, sokak çatışmalarına işaret ediyordu.

 

Aynı çevreler ‘The Read to Sharia’ başlıklı bir sempozyum düzenliyor ve şu iddialarda bulunuyorlardı: ‘Türkiye’yi Ortodoks İslamcılar yönetiyor. Erdoğan Türkiye’yi şeriata sürüklüyor. Türkiye İran’la tam tersi istikamette gidiyor, İran laikleşirken o İslamlaşıyor. ABD Türkiye’yi bir an önce düşman kategorisine almalı ve müdahale etmeli. Atatürk devleti tehlikede, bu gidişi durdurmak için askerler harekete geçmeli ve Ak Parti parçalara ayrılmalı.’

 

Doğrudan İsrail istihbaratına çalışan Daniel Pipes gibi isimlerin organizasyonlarıyla yazılar yazdırıyor, televizyon programları tertip ediyor, organizasyonlar yapıyor ve Türkiye’de hükümeti düşürme senaryoları uyguluyorlardı. Robert Pollock seviyesinde zeka özürlü tipler üzerinden Türkiye’ye darbe, iç savaş, sokak isyanları sipariş ediyorlardı. Türkiye-ABD arasında büyük kriz tellallığı yapıyor, krizin sebebinin 1 Mart tezkeresi değil doğrudan Tayyip Erdoğan olduğunu söylüyorlardı.

 

Bildiğimiz bütün neocon kuruluşlar harekete geçirilmişti. Erdoğan düşürülecek, yargılanacak, mahkum edilecek, Türkiye İsrail aşırı sağının tercihlerine uygun bir zemine çekilecekti. Düşünce-istihbarat şirketlerine raporlar hazırlattırılıp Türkiye’ye korku salıyorlardı. RAND Corporation’a hazırlattıkları ‘Türkiye’de Siyasal İslam’ın Yükselişi’ başlıklı yüz otuz beş sayfalık raporda açıkça Müslümanları Müslümanlarla çatıştırma projesi üretiyor, bunu Türkiye’ye servis ediyorlardı. Onlara göre ‘sinsi bir İslamlaşma projesi’ uygulanıyordu.

 

O dönem Türkiye’de o kadar ortakları vardı ki, içerideki ortakların söylem ve eylemleri doğrudan o merkezler tarafından üretilen söylem ve eylemlerle örtüşüyordu. Sinsi, kirli, demokrasiyi askıya alacak bir ortaklık şekillenmişti. Bugünlerde yine kısa devre iktidar hevesine düşen belli sermaye çevreleri o gün de aynı şekilde senaryolara alabildiğine destek veriyor hatta provoke ediyordu.

 

Tayyip Erdoğan’ın ya da Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmaması için çok sert bir kampanya yürütülüyor, tehditler ve şantajlarla biçimlendirilen müthiş bir organizasyon yürütülüyordu. Siyaset, medya, sermaye çevreleri bu organizasyonun öngördüğü ya da talimatları çerçevesinde formatlanıyordu. Atlantik ötesi toplantılar yapılıyor, Batı medyasına Türkiye karşıtı yazılar sipariş ediliyor, aynı yazılar Türk medyası üzerinden de pazarlanıyordu.

 

Türkiye’nin iç politikasını yeniden dizayn etmek için her yol deneniyordu. Ne de olsa 28 Şubat’tan böyle bir tecrübeleri vardı. Ama hepsi fiyaskoyla sonuçlandı, başaramadılar. Büyük hayal kırıklığı yaşadılar. Türkiye, onları çıldırtacak ölçüde kendi yolunu çizdi ve başarılı oldu.

 

YENİ MÜTTEFİK CEMAAT Mİ?

 

Şimdi, bugün, AK Parti-Cemaat çatışması çerçevesinde şiddetli bir kavga yaşanıyor. Hedef yine Erdoğan ve AK Parti hükümeti. Sivil iktidar, bürokrasi üzerinden devrilmek isteniyor, yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklı müthiş bir yıkım projesi uygulanıyor.

 

Fırtına yine Atlantik ötesinden, İsrail aşırı sağından ve neocon ırkçılardan geliyor. 2003 yılından bu yana kesintisiz devam eden bu kampanya, Türkiye’yi siyasi, ekonomik ve toplumsal barış açısından çökertecek şekilde yeniden hızlandırıldı. Hükümet düşecek, yerel seçimleri kaybedecek, cumhurbaşkanlığı seçimine müdahil olunacak, Türkiye yönetilebilir alana çekilecek.

 

Size de tuhaf gelmiyor mu? Bugün içeride devam eden kavganın dışarıdaki destekçileri yine aynı. İsimler, çevreler, güçler, amaçlar aynı. Kullanılan yöntemler ve söylemler aynı. 28 Şubat’tan beri o ittifak hiç bozulmadı, o koalisyonun Türkiye projesi hiç değişmedi.

 

Tek bir fark var: Daha önce içerideki müttefikleri darbeci çevrelerdi, ulusalcı çevrelerdi. Şimdi Cemaat devreye girdi. Toplumsal tabanı olan, devlet içinde güçlü organizasyona ve ekonomik güce sahip bir yapıyı müttefik bellediler. Yazdıkları, yaptıkları her şey böyle bir ittifaka işaret ediyor. Eski müttefikleri pul pul döküldü, dağıldı. Başarısızlığın sebebi Türkiye’deki müttefiklerinin başarısızlığıydı.

 

Başbakan’ın ‘sonuna kadar mücadele edeceğiz’ diyerek örgüt tanımlaması yaptığı yeni müttefikleri bakalım bu savaştan nasıl çıkacak?

 

Yakında Daniel Pipes gibi isimleri de oyuna sokacaklardır, göreceksiniz…


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Suriye: Yeni Haçlı seferi ve cihadı bursa travestileri

Kudüs varsın ağlasın bu makus talihine
Varsın ağlasın şanlı Salahaddin’in yurdu
Nasıl da yaşıyoruz bunca zillet altında
Bir sürü dilsiz şeytan bir sürü ıvır zıvır
Kıyamet kopacaksa kopmalı beynimizde
(Sabah KARA – Doğu Ağıtları

FRANSIZ Akademisi üyelerinden Funck Brentano’nun ifâdesine göre; vahşî hayvan sürülerinden farksız olan Haçlı güruhu 1096 yılında Anadolu topraklarına saldırdıklarında, İznik civarında yakaladıkları Müslüman çocukları parçalamışlar, etlerini şişlere geçirip ateşte kızartmışlar ve henüz pişmeden çiğ çiğ yutmuşlardı. Antakya’ya ulaştıklarında ise, başlarındaki papaz Pierre I’Ermit’in ısrarıyla, yerlerde yatan Müslümanların cesedlerini birer birer toplamışlar, etlerini kemiklerinden ayırmışlar; sonra da tuzlamış, pişirmiş ve karınlarını bununla doyurmuşlardı. Brentano eserinde devamla, Fransızlar’ın millî destan (!) olarak kabul ettikleri “Chanson d’Antioche”den şu tüyler ürpertici satırları nakleder: “Antakya önlerinde açlıktan şikâyet eden Haçlılara, Hıristiyan din adamı Pierre I’Ermit şu tavsiyede bulunur: ‘Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesedlerini toplayın! Tuzlayarak pişirilirse daha lezzetli olur!..” Bunun üzerine Haçlılar onun dediğini yaptılar.” (Funck Brentano, “Les Croisades”, Paris 1934, s. 24.)

 

Hıristiyan tarihçilerinden Ch. Mills ise, Fransa Kralı I. Philippe’nin torunu olan Bohémond’un mide bulandırıcı bir gaddarlığından söz ederek: “Antakya’da Bohémond, birkaç Türk esirini boğazlattı; herkesin gözü önünde kızarttı. Sonra seyredenlere seslenerek, iştahını tatmin etmek için geldiğini söyledi” diyordu. (Ch. Mills, “Histoire des Croisades – Haçlı Seferleri Tarihi”, s. 66, 183.)

 

Haçlı güruhunun elebaşıları 1099 milâdî yılında Papa’ya gönderdikleri mektupta, Halep-Maarra’da hüküm süren kıtlıkta, karınlarını öldürdükleri Müslümanların etlerini yiyerek doyurduklarını açık açık söylemekten çekinmiyorlardı. Nitekim Fransız tarihçilerinden Rudolf of Caen de, onların bu iğrenç fiillerinden behsederek şöyle diyordu: “Askerlerimiz Maarra’da dinsizlerin (Müslümanların) yetişkinlerini yemek kazanlarında kaynar suyla haşladılar; çocukları şişlere geçirerek öldürdüler ve sonra da ızgarada pişirip yediler.” (Amin Maalouf, “The Crusades Through Arab Eyes”; London, al-Saqi Books, bas.: 1984, s. 38.)

bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti, travesti ilan bloğu

 

Bizans imparatoru Alexis Komnen’in kızı Anna, “Alexis Comnen’in Hayatı” adlı kitabında “Barbarlar” diye târif ettiği Haçlıların sergiledikleri vahşetten söz ederken: “En büyük eğlencelerinden biri rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemekti” diyor; Fuller de bu çocukların çok küçük yaşlarda olduklarına dikkati çekerek; “Boğazlanmamaları için yalvarmasını bile bilmeyen, henüz konuşmaya başlamamış çocuklar, zayıflıkları, kahraman bir savaşçının darbeleri karşısında umumiyetle bağışlanma sebebi olan kadınlar bile boğazlandı” diyordu.(Thomas Fuller – Holywar, “Kutsal Savaş veya Haçlı Seferleri Tarihi”, c. 1, Bölüm 24.)

 

Haçlı istilasından sonra, Müslümanların Endülüs’te büyük bir medeniyet kurmalarını hazmedemeyen İspanyol kilisesi, hâkimiyetleri altında bulunan Endülüslü Müslümanlara Hıristiyan olmaları veya bölgeyi terketmeleri yönünde baskı yapmaya başlamış; kısa bir müddet sonra Engizisyon Mahkemeleri aracılığıyla, bölgedeki Müslüman halka uygulanan baskı, yapılan işkence ve şiddet son haddine varmıştı. Gustave le Bon, İspanya’daki Hıristiyanların Müslümanlara yaptıkları barbarlık ve zulmün vahşet ve soykırım seviyesine ulaştığını “Civilasition des Arabes” adlı eserinde şöyle anlatır: “Zafer kazanan Hıristiyanların mağlûp Müslümanlar’a karşı icra ettikleri her çeşit zulüm ve katliamların hikâyelerini titremeden okumak mümkün değildir! Onları zorla vaftiz ettirdiler.

 

Kutsal (!) Engizisyon Mahkemelerine teslim ederek kabil olduğu kadar diri diri yakılmalarını sağladılar. Bu işleri kestirmeden halletmek için de Tuleytule başrahibi Hıristiyanlığı kabul etmeyen bütün Araplar’ın kılıçtan geçirilmelerini emretti. Dominiken tarikatı papazı daha da kestirme hareket etti. Kadın ve çocuklar dâhil, ne kadar Müslüman varsa kafalarının uçurulması emrini verdi. İspanya’nın yüksek tabakasını, aydınlarını ve sanayicilerini teşkil eden üç milyon Arap ya öldürüldü, ya da yarımadadan dışarı atıldı. Sekiz asırdan beri Avrupa’nın üzerine ışık saçan parlak medeniyetleri ebediyyen söndü. Bu korkunç katliamlar yanında, ‘Saint Barteleni Gecesi’ (Protestanların Katolikler tarafından katledilme gecesi) basit bir arbede gibi kalır. Şunu da itiraf etmek gerekir ki, en vahşi istilâcılar arasında bile, bu derece korkunç katliamlarda bulunan tek bir kimse gösterilemez!” (Gustave le Bon, “Civilasition des Arabes”, s. 129, 160.)

 

Ünlü Fransız filozof Roger Garaudy, bu Haçlı geleneğinin modern durumu için ise şöyle der: “Batı, katliam yapma istidâdına sahiptir. Size neleri hatırlatayım ki? Amerikan kızılderililerinin imhâ edilmesini mi? Esir ticaretini mi? Hiroşima’yı mı? Auschwitz’i mi? Hıristiyan Batı uygarlığı budur!.. Biliyor musunuz ki; dünyadaki zenginliklerin yüzde 80’i, nüfusun yüzde 20’si tarafından kontrol edilmekte ve tüketilmektedir? Yılda 40 milyon kişi ölmektedir ki, bu da gün başına bir Hiroşima demektir. Önce ateşi alevlendiriyorlar, sonra da itfaiyecilik oyunu oynuyorlar! Hâlâ Haçlı seferleri devrini yaşamaktayız…”

 

Yıl 2014 ve şimdi son Hhaçlı saldırı altındaki Suriye’deyiz. Geçtiğimiz hafta, Suriye’de dördüncü yılına giren katliam ve zulümlerin belgeleri yayınlandı. Bin yıl önceki Haçlı kini meğer sönmemiş. Medyaya sansürlenerek verilen fotoğraflardaki vahşet ise hala devam ediyor ve dünya tüm bu olanları seyrediyor.

 

Osmanlı çekildikten sonra Suriye’yi işgal eden İngiliz ve Fransız orduları, benzer bir vahşeti 1920-21 yıllarında işgale direnen Suriye kentlerini bombalayarak işlemişlerdi. Anadolu İstiklal Savaşı’na paralel olarak Suriye’de de halk Suriye Kuvayi Milliyesi adı altında örgütlenip direnişe geçmiş, işgalciler ise Şam, Hama, Humus gibi büyük şehirleri uçaklarla bombalayarak yerle bir etmişlerdi. Kayıtlar bu dönemde işkencehanelerde ve esir kamplarında onbnlerce sivilin vahşice katledildiğini yazıyor.

 

Mafyöz düzenin yıkılışı

 

Bugün ise Suriye devrimi, neredeyse bin yıl önceki Haçlıların ve yüz yıl önceki Batılı işgalci görünümlü Haçlıların temsilcisi olan Arap milliyetçisi Baas faşizminin katliam ve zulümlerine isyan olarak başlamıştı. Devrim, Arap, Türkmen, Kürt, Müslümanların yanında bir çok Nusayri ve Durzi aşiretle bazı Hıristiyan grupların da katılmıyla kelimenin tam anlamında bir halk hareketi olarak gelişti. Batı, Rusya ve İran destekli Baas faşizmi, 60 yıllık mafyoz düzeninin yıkılışı karşısında giderek vahşileşti ve hiç bir ahlaki, insani, dini kural ve kaide tanımadan, tam bir Haçlı vahşetine imza attı.Türkiye’deki sessiz devrim ve Arap Baharı’yla İngiltere ve Fransa’nın kurduğu düzenler bir bir yıkılırken, Suriye özelinde bu büyük değişim sürecine dur denmek istenmiş ve batılı emperyalist güçler, hem Osmanlı ruhunun dirilişine cevap vermek hem de kendi iç hesaplaşmalarını Suriye’de adeta bir vekalet savaşı olarak Müslüman halkların kanıyla görmek için bu vahşeti tetiklemişti. İngilizlerin doğudaki müttefikleri olan Rusya ve İran’ın Baas faşizminin suç ortağı olarak sahne aldığı bu insanlık dramı, politik anlamının ötesinde insanlık ve değerlerinin büyük bir imtihanı olarak da tarihe kaydedildi. İnsanlık, vicdan, onur, adalet… Bu ve benzeri kavramların ne kadar önemli olduğu, son tahlilde bütün ayrışmaların kökeninde en kadim ölçünün bu kavramlar olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Herkes kendine yakışan safta durarak ne kadar insan olduğunu, ne kadar haysiyetli olduğunu gösterdi. Suriye konusunda en küçük bir kafa karışıklığı yaşayanların bile, durdukları yer itibariyle insanlık imtihanında aldıkları not tartışmasız bir şekilde netleşmiş oldu. Suriye halkının şanlı ve onurlu direnişinin safında olmayanlarla, ebediyen bir yol ayrımı yaşandı. İster Müslüman olsunlar ister başka bir şey, Suriye devriminde zalimlerin safında duranlarla hiçbir zaman ve hiçbir konuda, konuşacak, tartışacak bir şeyimiz yok artık. Hatta şairin dediği gibi, onlarla artık düşman bile değiliz!

 

Peki, Suriye’deki şu vahşet, bize başka ne anlatıyor? Suriye devrimi, ümmetin diriliş sürecinde, çok ağır ve kahredici bedellere rağmen, çok hayati ve tarihsel bir uyanışı da müjdeledi. Bu uyanış, halklarımızın baskıcı düzenlere isyan ve itiraz kabiliyetini yeniden kazandığı ve kendi kaderlerini ellerine aldıklarını gösteriyor. Bu o kadar önemli ki, yakın tarihten çıkartılan belki de en önemli ders olarak toplumların sivil gücünün değerini bize öğretti. Osmanlı yıkılırken sadece askeri anlamda süren direniş ve savaşlara sivil halkın ciddi bir desteği olmamıştı. Ne Ortadoğu’da ne de Balkanlarda sivil halk, kendisini savunacak hiç bir donanıma sahip değildi. Çünkü Osmanlı devleti, son dönemi itibariyle iyice halklardan kopmuş, asker ve vergi toplama dışında toplumla hiç bir bağı kalmamıştı. Balkanlarda sayısız saldırıya maruz kalan halkı bile silahlandırmaktan aciz bir yönetme tarzıyla Osmanlı devleti, I. Dünya Savaşı’na girerken Enver Paşa’nın özel çabasıyla yaşlanmış subayları emekli edip orduyu yenilemiş, Meşrutiyetin hürriyet ortamı sayesinde bir çok vilayette örgütlediği tarikat, dergah, aşiret ve derneklerle de geç kalmış bir hamle yapmıştı. Ne var ki, Osmanlı orduları Balkanlardan, Kudüs’ten, Medine’den, Bağdat’tan, Şam’dan çekilirken, geride örgütsüz, savunmasız, silahsız, parasız halk yığınları kalmıştı. Bu acziyetin bir çok sebebi olsa da, en azından bugün için ders çıkarma babında, Kahire’ye,İstanbul’a, Kudüs’e giren İngiliz, Fransız ordularının hemen hiç bir sivil direnişle karşılaşmamış olmasının bugünkü sivil direnişleri kavramakta önemli bir detay olarak unutulmaması gerekir.

 

İşte Suriye halkının 4 yıldır bütün bedellere rağmen sabır, cesaret ve imanla sürdürdüğü direnişin bu tarihsel zaafiyetle birlikte düşünüldüğünde başka bir anlamı olduğu görülüyor. Gerçekten de, Haçlıların ve işbirlikçilerinin bir türlü anlamadığı bu sivil direnç ve kararlılık, Türkiye’de demokratik seçimlerde yükselen oy oranı olarak, Mısır’da darbeye karşı örneği görülmemiş bir şekilde milyonlarca insanın ayaklanması olarak, Tunus’ta demokratik tahammül ve sivil dayanışma çabası olarak ve Suriye’de ise halk savaşı ve özgürleşme devrimi olarak sergilendi. Belki de ilk defa devletler yerine halklar sahne aldı ve bu tam da Osmanlıyı parçalamak için Roosvelt, Churcill ve Stalin’in dört elle sarıldığı, ‘milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı’nın ilk defa adına layık bir şekilde kullanımını da gösterdi. Evet, Müslüman halklar, örtülü sömürge ve Haçlı kantonu hükmündeki Batıcı devletleri yıkıp, yerine kendi iradeleriyle kendi düzenlerini kurma yoluna girmiştir.

 

Suriye halkı, kaderini özgürlük ve onuruyla çizmek için kelimenin tam anlamıyla görkemli bir cihadla zalimlere cevap vermiştir. Bu cihat, Haçlı propoganda ağının göstermeye çalıştığı gibi, İran, İsrail, Esed ve ABD destekli blackwater türü çetelerin cinayetleriyle lekelenmek istenmektedir. Oysa gerçekte sivil halkın öz gücüyle örgütlediği direniş, yüzbinleri bulan gönüllü ordusu ve milyonlarca Suriyelinin özverili desteğiyle sürmektedir. Batıcı medyanın gizlemeye çalıştığı bu görkemli sivil cihat, bir halkın iman ve haysiyet imtihanında nasıl bir destan yazdığını da göstermiştir. Aynı şekilde bu devrim, Batı’nın demokrasi ve insan hakları konusundaki ikiyüzlülüğünü de açık bir şekilde ispatlamıştır. Bosna, Filistin, Afganistan ve Irak’ta işledikleri suçlardan çıkardıkları tek ders, bu defa Müslüman kıyımını gayrı Müslimlere değil, münafıklara yaptırmak olmuştur.

 

Haçlı sürülerine karşı direniş

 

Tam da bu noktada, Suriye konusunda demagoji ve husumetle kafa karıştıran sözümona analizlere artık kulak tıkanmalıdır. Suriye halkının bile şikayet etmeyip, daha bir kararlılıkla direnişe sarılmasına yol açan zulümlerden teslimiyetçi yorumlar ve hükümete düşmanlık mazaretleri bulanları, kendi korku ve nifaklarıyla başbaşa bırakmak gerekiyor. Aksine, neredeyse bütün dünyaya karşı direnen ve dört yıldır yenilmeyen bu iradeden ders almaya çalışarak direnişi zafere taşıyacak daha güçlü bir moral ve fedakarlık gösterme zamanıdır. Sonuçta yanıbaşımızda süren bu dram, vahşet ve onurlu cihada kimin nasıl baktığı, gelecekte herkesin kendi kaderini de belirleyecektir. Şüphesiz zalimlere meyledenlerin akıbeti onlarla beraber olacaktır.

 

Müslüman halkların uyanışını Türkiye’de ve Suriye’de bastırmaya, cezalandırmaya çalışan güçler, ilk defa katliam ve vahşet karşısında sinmek ve geri adım atmak yerine daha kararlı bir direniş iradesi görmekte ve bu nedenle giderek daha da vahşileşmektedir. Kendi sözde değerlerini de çiğnemek pahasına, sürdürdükleri bu politika, er geç kendi evlerini de vuracaktır.

 

Yüreği Suriye halkıyla beraber atanlara ise, bu son Haçlı sürülerine karşı onurla direnmenin vakarı yeter. Gerisini düşünmeye bile gerek yoktur. Çünkü Allah var ve sorun yoktur

 


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Hollande: Türkiye’nin AB süreci sürmeli – bursa travestileri

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşen François Hollande, Türkiye’nin AB sürecinin sürmesi gerektiğini belirterek “Zaman zaman zor konular da gündeme gelecektir. Gereksiz yere bir takım korkular ajite edilmemeli” diye konuştu

bursa travestileri

bursa travestileri

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, mevkidaşı François Hollande’ı Çankaya Köşkü’nde kabul etti.

Görüşmenin ardından her iki cumhurbaşkanı soruları yanıtladı.

Hollande, Türkiye’nin AB’ye üyeliğiyle ilgili bir soru üzerine şunları söyledi:

“2004 yılında Chirac’ın kararını onayladığımı hatırlattınız, bu çizgimi değiştirmedim.  Bursa Travesti,Travesti Bursa,Bursa Travestileri,Travesti ilanlari, Bursa,  bursa travestileri , Travesti Bursa, Bursa Travestileri, Travesti ilanlari Şu ana kadar 35 fasıldan sadece 14’ü görüşüldü. Bu süreç devam etmelidir. Zaman zaman zor konular da gündeme gelecektir. Tarih konusu gündeme gelmedi. Gereksiz yere bir takım korkular ajite edilmemeli.”

Cumhurbaşkanı Gül de, “AB bizim için stratejik bir hedeftir. Görüşmeleri başarıyla bitirseniz bile tam üyelik gerçekleşmeyebilir. Bir tarih sordunuz, tarih konusunda bizim acelemiz yok. Bir konuda acelemiz var: Önemli olan müzakere sürecinde bir engel çıkarılmaması. Umarız herkes verdiği söze sadık kalır. Bizim için önemli olan ahde vefa. Türkiye’de siyasi istikrarında tereddüt yok, güçlü bir iktidar var” diye konuştu


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Erdoğan soundcloud’u neden kapattın bursa travesti

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, ’soundcloud’ isimli internet sitesinin kapıtalmasını Meclis gündemine taşıdı. Tanrıkulu, Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde ’-24 Ocak 2014 tarihinde SoundCloud.com sitenin kapatılma gerekçesi nedir?’ diye sordu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun Başbakan Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde şu sorular yer aldı;

 

“24 Ocak 2014 tarihinde SoundCloud.com sitenin kapatılma gerekçesi nedir?

SoundCloud.com sitesine Türkiye’den erişimin durdurulması kararı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ’TİB tarafından mı alınmıştır?

24 Ocak 2014 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kararının işleme alınmasının talimatını kim verdi?

24 Ocak 2014 tarihinde SoundCloud.com sitesine Türkiye den erişimin durdurulması ile ilgili olarak Mahkeme Kararı bulunmakta mıdır?

Bulunmakta ise 2012/656 sayılı kararına istinaden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) bu kararı neden daha önce işleme koymamıştır?

SoundCloud.com sitesine erişimin yasaklanması kararının alınmasında sitenin ihale pazarlıkları ve yolsuzluklarla ilgili telefon kayıtlarını yayınlamasının etkisi olduğu iddiası doğru mudur?

Soundcloud.com sitesinin erişime kapatılması kararının ses kayıtlarının  bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti, travesti ilan bloğu yayınlandığı gerekçesiyle alındığı iddiası doğru mudur?

17 Aralık’taki büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun haberlerini yaptıkları için kaç haber sitesi kapatılmıştır? Kapatılma gerekçeleri nedir?

17 Aralık’taki büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun haberlerini yaptıkları için kaç televizyon kanalına ceza verilmiştir?

17 Aralık’taki büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun haberlerini yaptıkları için kaç gazeteci ve yazar işten atılmıştır?”

admin olarak içimden geldi be amk neden kapattın :D


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.

Odin adının Türk dilinde kanıtları – busra travestileri

Odin adının Türk dilinde kanıtları

Odin’le ne kadar gurur duyduğumu biliyorsunuz. Bizim aşiretin çocuğu olduğunu hep övünerek söylüyorum. Bizim As denizine dökülen Kuban ırmağının oralardan. As denizinin adını değiştirmişler, şimdilerde Azak diyorlarmış, zararı yok. Odin, Atlas okyanusuna varıp Hakan derken, Tanrı olmadan önce bana “ağabey” derdi. Homosapiens’i kurbağaları bildiği gibi bilen, ama insanlığı yaşamamış olanlara mevzu olsun diye bu girişi yapıyorum. bursa travestileri, travesti bursa, bursa travesti, travesti ilan bloğu

Odin’in kökü

Sağolsun arkadaşlar ve okuyucular yolluyorlar. Odin üzerine Almanca ve İngilizce yeni araştırmalar okudum. Kimileri Odin adının kökenbilgisine de giriyorlar. Odin’in Asya kökeni üzerine tartışmalar çok hararetli. Türk kavmiyle bağlantı kuranlar var. Ama yazarlar içinde Türkolog yok. Sözcüğün Od köküne değinene rastlamadım. Odin araştırmaları, Asya tarihçilerinin ve Türkçe uzmanlarının ilgisini bekliyor.

 

Odin sözcüğünü Rusçayla açıklayanlar var. Odin, Rusçada ve diğer Slav dillerinde tek anlamına geliyor. Başka deyişle ilk sayı: Bir. Almanca ein, Fransızca eun, İngilizce one, Farsça yek.

 

Ein, eun, one, beselli aynı kökten. Türkçe ön ve on (birin on katı) da derin köklerde bağlantılı gözüküyor. Fakat Rusça Odin’deki d sesi araya nerden giriyor? Hint Avrupa dillerinin kendi içindeki ayrışması bağlamında bir açıklaması var mı?

 

Daha önemlisi, Odin Tanrı ailesinin adlarının hepsi Türkçe kökenle açıklanabiliyor, Rusça açıklanamıyor.

 

Odin tanrı ailesinin adları Türkçe kökenli

 

Odin<Od= Ateş

 

Thor= Yüksek makam, yuvarlak gök, türeme, töre ve Türk sözcüğünün de kökü.

 

Jord (Yord okunuyor)= Yer, yurt.

 

Perun (Kurban verilen tanrı) <Per<Ber= Ver, vur.

 

Skandinav dillerindeki –in eki

Odin adının Od köküne Norveççe ve İsveççenin dilbilgisiyle de ulaşabiliyoruz.

Dillerde nesneyi somutlaştıran Ad Durumları (Harfi tarif, Artikel) dediğimiz önek veya sonekler var. Örneğin “ateş getir” derken, herhangi bir ateşi kastediyoruz. “Ateşi getir” dediğimiz zaman, (i) sonekiyle somut, tanımlanmış seslendiğimiz kişinin bildiği belli bir ateşi belirtiyoruz. Türkçede i, e, in, de hali dediğimiz Ad Durumu belirleyen son eklerin işini, İngilizce, Almanca, Fransızca gibi Hint Cermen dillerinde önekler görüyor (The, der, das, die, den, dem, des, la, le, de gibi). İsveççe, Norveççe ve Danca gibi Kuzey Cermen dillerinde Almancadan farklı olarak önekler değil, Türkçedeki gibi sonekler nesneyi somutluyor. Od-in’deki (in) eki de öyle. Başka deyişle Odin sözcüğünün yalın hali Od oluyor.

 

Tarihsel verilere daha önceki yazılarda değinmiştik.

Türkçenin en eski sözcüklerinden

Od/Ot, en eski Türkçe sözcüklerden ve köklerden. Orhon Yazıtları’nda, Kültigin ve Bilge Kagan anıtlarında iki kez yinelenen şu deyişe rastlıyoruz: “Ança kazganıp bir iki bodunung ot sub kılmadım.”1 (Öylece kazanıp bir olan bodunları ateş su kılmadım.)

 

Burada ateş (ot) ile su benzetmesi, karşıtlığı ifade ediyor. Yazıtların başka bir yerinde de, Türgiş bodununun ordusunun “otça borça geldiği” yazılı. Türgişlerin saldırısı, ateşe ve boraya benzetiliyor.2

Türkçede Hot/Od/Ot/Öt kökü, Ateş anlamında.3

Ateş/Ataş sözcüğünün kendisi de Od/Ot kökünden. Ot köküne mastar ve isim eki olan -iş eklenmiş ve ses uyumuyla Ataş’a dönüşmüş: Ot+iş>Otiş>Otaş>Ataş. “Bir ataş ver cigaramı yakayım” diye Mustafa Kemal Çamkıran’ların Yarangüme (Ödemiş) türküsü vardır ya, Ali Karşılayan güzel söyler, işte ordaki ataş’ı İstanbullular kibarlaştırıp ateş yapmışlar.

Ateş sözcüğü Orta Farsçada ätarş, Farsçada ataş, Saka dilinde Atar, Zazacada adır olarak görülüyor. Daha önce Avestan’da yine ätarş olarak var. Ätar, yanmak anlamında. Latincede ater ocak, yine Latincede atrium ocak ve evin iç avlusu anlamlarına geliyor.

Sevan Nişanyan, bu bilgilere dayanarak ateş sözcüğünü Hint Avrupa kökenine bağlıyor.4 Bu ciddî bir yanlış. Nitekim Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, sözcüğün Türkçe Ot kökeninden geldiğini belirtiyor.5

Hint Avrupa dillerindeki ateşin kökü

Od/Ot sözcüğü, Türk dillerinde ateş ve yer anlamlarını içeren çok zengin bir sözcük ailesinin kökü. Ayrıca Od/Ot kökenli sözcükler Türk dillerinin hepsinde aynı anlamlara geliyor. Buradan da anlıyoruz ki, Od/Ot sözcüğü Türkçe konuşan kavimlerin henüz ayrışmadıkları çok eski bir zamandan beri var.

Hint Avrupa dillerinde, ätar veya ater sözcükleri için aynı saptamalarda bulunamıyoruz. Bu dillerde ateş anlamında fer (Farsça), feu (Fransızca), Feuer (Almanca), fire (İng) örneklerinde gördüğümüz gibi, hep aynı kökten gelen sözcükler var. Latincede ise, ateş anlamına gelen feu/fire kökenli bir sözcük yok. Latincede ateş ve yalım sözcükleriyle bağlantılı ardor, calor, flama, focus, ignis, impetus, incendium sözcükleri var.6

Hint-Avrupa dillerinde, vücudun ateşi ise febris (Latince), Fieber (Almanca), feber (İsveççe), fever (İng), yine feu kökenli sözcükler. Bu da gösteriyor ki, ateş anlamına gelen Ot kökenli veya ater kökenli sözcükler, Hint Avrupa dillerine başka bir dilden girmiş.

Od/Ot kökünün verimliliği

Od kökünün Ön-Türkçedeki veya Ana Türkçedeki ilk halinin Hot olduğu ileri sürülüyor.7 Nitekim Hot sözcüğü Çuvaşçada ısıtmak anlamıyla bulunmaktadır.8 H sesi bilindiği gibi Türkçe sözcüklerin başından düşüyor; hatta sözcüğün ortasında da zamanla kayboluyor. Bu H önemli, çünkü Od/Ot kökü Avrupa dillerine yalnız Od olarak değil, Hot olarak da geçmiş, ilerde göreceğiz.

Vambery’ye göre, Od kökünün temel anlamı, insanların derinlik, delik, yuva gibi en ilkel barnınma ve oturma araçlarını dile getirmesidir. Od kökenli barınma, Çadır’dan farklıdır. Çadır, kazmak ve oymak eyleminden farklı olarak çatmak eyleminden türetilmiştir.9

Od/Ot kökü, Türkçemizde çok verimli. Yalnız ateş kavramıyla ilgili sözcükler değil, ateşin çevresindeki yaşamdan türetilmiş çok sayıda sözcük de Od/Ot kökünden geliyor.

Ateşin çevresinde yapılan eylemler, barınmak, oturmak, yerleşmek, birlik oluşturmak (oymak), hep Od/Ot kökenli.

İçinde ateşin yakıldığı barınma yerleri, barınaklar, oyuklar, çadırlar da Od/Ot kökenli: Otağ, oda, oyuk gibi.10

Türkçemizde Od/Ot kökünden türeyen çok sayıda sözcük var. Birkaç örnek:

Ot: ateş, kısa boylu bitki, şifalı bitki, ilaç.

Ota: Isınmak, ateş yakmak.11

Odun: Ateş yakılan malzeme, Od’un çoğulu: Odun.

Ocak: Otçak>Ocak.12 Ateş yakılan yer.

Otağ: Ateşin yakıldığı kapalı yer, çadır, büyük çadır.

Oda: Otağ>Oda. Ateşin yakıldığı, ateşle ısınılan kapalı yer.

Odak: Ateşin merkezi, ateş yeri (Od+ak=Odak).

Oturmak: Ateşin çevresine çömelme eylemi ve bu eylemden türeyen çok sayıda sözcük: Oturak, oturum vb vb .

Otlamak: Hayvanların otu, bitkiyi yemesi eylemi.

Otlak: Otlanan yer.

 

Tarihsel veriler

İskandinav efsaneleri, bazı tarihsel kaynaklar ve İsveç tarihçiliğinin babası Rektör Sven Lagerbring, Odin’in önderliğindeki topluluğun Turkland’tan (Türk ülkesinden) geldiğini belirtiyorlar. Yine aynı kaynaklar, bu topluluğun Kuzey Avrupa’ya Türkçeyi getirdiğini de kaydediyorlar. Runik yazı adı verilen oyma yazılar da, Norveç’ten Orta Asya içlerine, Orhon Yazıtları’na kadar görülüyor. Norveç ve İsveç’te Runik harflerle yazılmış, fakat İsveççe ve Norveççe olarak okunamayan yazılar var. Türkçe okuyanların tezleri tartışılmıyor.

 

 

 

DİPNOTLAR

 

1- Talat Tekin, Orhun Yazıtları, İstanbul 2010, s.30-31, 58-59.

 

2- Talat Tekin, Orhun Yazıtları, s.60-61.

 

3- Atatürk de, Güneş Dil sözcüğü çalışmaları sırasında Ot köküne özel bir rol yüklemiş. Bkz. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, c.27, s.41.

 

4- Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı, Everest Yayınları, Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş 4. baskı, İstanbul, Ekim 2009, s.42.

 

5- Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, II, TDK Yayınları, Ankara 2007, s.87.

 

6- Latince konusunda yardımını esirgemeyen büyüğümüz E. Alb. Ercan Güner’e teşekkür ederim. (Collins Latin-English&English-Latin Dictionary).

 

7- Tuncer Gülensoy, age, II, s.611; Sevan Nişanyan, age, s.454 vd.

 

8- Çuvaşça Sözlük. Ayrıca bkz. M. Ünal Mutlu, s.60.

 

9- Vambery, Etymologisches Worterbuch der Turko-Tatarischen Sprachen, Leipzig 1878, madde 47, s.43 vd.

 

10- Od/Ot kökü için bkz. Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Türkish, Oxford 1972, s.34 vd.

 

11- Fuat Bozkurt, Divanı Lügat-it Türk.

 

12- Tuncer Gülensoy, age, II, s.611; Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı, s.454.

 


Posted in altıparmak travestileri, Blog, bursa travesti, bursa travestiler, bursa travestileri, bursatravestileri, bursa_travesti, çekirge travestileri, genel, kükürtlü travestileri, nilüfer travestileri, osmangazi travestileri, travesti, travesti bursa, Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , by with no comments yet.